bi' diyeceğim var!
[Flash 9 is required to listen to audio.]
22 plays

bir hikaye anlatmak istesem kirpiklerinden başlardım. her birine ayrı ayrı güzellemeler yazardım. güzellemeler… kirpiklerin… ne güzeller sevgili! her birini ayrı ayrı öpüp sarmalasam, belki kör olursun. kör olsan gözün olurum sevgili. ah sevgili!
bir hikayeyi bitirmek istesem asla senden başlamazdım! biten hiçbir şeye adını nakşetmezdim sevgili. deli emin misali; “bitmeyen bir pil üretmek” gibi bitmeyen bir his benimkisi. deli emin… ben de bir deliyim, senin!
ah sevgili! kelimeleri bağışlıyorum da türküleri öyle seviyorum ki; bağışlayamıyorum. sevmesem bağışlardım, biliyorsun! hem sevmesem; türküler… inadına düşüncene körükler…
ah sevgili! ben susuyorum da sen niye içmiyorsun? hadi ben susadım, hadi ben sustum.. sen neyin sessizliğine açsın da böyle kalabalık susuyorsun?
ah sevgili! bak yine yazıyorum sana. yazıyorum… yazmak… sana yazılıyorum sevgili!
yoruldum, şöyle uzanıp dinlensem? türküleri bağışlamadım hayır! ama dinlensem? dinlenmek… dinlemek… sesinden türküler dinlemek! ah sevgili!
gideceğim, şöyle bir soluklansam? soluğunda uyusam…
ah sevgili! 

ilk aşkım bir fotoğraftı. 
çocuktum, ama aşıktım. aşk nedir bilmiyordum belki de ama aklımın odalarına yerleştirdiğim aşkın karşılığı bir fotoğraftı. keskin ve dik bakışlı bir fotoğraf, esmer fotoğraf.  alnı kenarlarından açılmış bir fotoğraf. bıyıklı bir fotoğraf. çocuk aklımla kadir inanır sandığım bir fotoğraf. hem tebessümüm, hem gözyaşım olan fotoğraf. insan hiç fotoğrafa aşık olur mu ki? ben aşıktım, çünkü babamdı!
***
fotoğrafın adı “babam”
baba neydi ki? insanların babası hep böyle fotoğraf mıydı? bütün babalar böyle keskin ve dik mi bakardı? peki ya bütün fotoğraflar böyle ölüm mü kokardı? e fotoğrafın adı baba olursa ölüm de kokardı elbet. hem fotoğraflar ölüleri yaşatırdı değil mi?
tamam çok soru sordum da bir şey daha; ben o keskin ve dik bakışlı fotoğrafla konuşuyorum bazı bazı. deli miyim ki? offf.. öpmekten aşınan fotoğraf!
yangınım…
sol yanım fotoğraf! 
fotoğraf…
babam…
ölüm!
***
iyi akşamlar fotoğraf, bugün anneler günü. annemin günü! bir saniye bir saniye. fotoğraf çıkar mısın aradan, ben babamla konuşuyorum!!
…
baba bugün annelerin, annemin günü.. hangi bulutun üstünde, hangi meleklerle seyrediyorsan bizi, bir ricam olacak! bu gece annemi uykusunda ziyaret et, teşekkürlerini sun, gününü kutla! 24 yıldır ona bıraktığın babalık vekaletini hakkıyla kullanıyor çünkü.. he bir de gitmeden uğra, özlemimi sarıcam boynuna!

ilk aşkım bir fotoğraftı. 

çocuktum, ama aşıktım. aşk nedir bilmiyordum belki de ama aklımın odalarına yerleştirdiğim aşkın karşılığı bir fotoğraftı. keskin ve dik bakışlı bir fotoğraf, esmer fotoğraf.  alnı kenarlarından açılmış bir fotoğraf. bıyıklı bir fotoğraf. çocuk aklımla kadir inanır sandığım bir fotoğraf. hem tebessümüm, hem gözyaşım olan fotoğraf. insan hiç fotoğrafa aşık olur mu ki? ben aşıktım, çünkü babamdı!

***

fotoğrafın adı “babam”

baba neydi ki? insanların babası hep böyle fotoğraf mıydı? bütün babalar böyle keskin ve dik mi bakardı? peki ya bütün fotoğraflar böyle ölüm mü kokardı? e fotoğrafın adı baba olursa ölüm de kokardı elbet. hem fotoğraflar ölüleri yaşatırdı değil mi?

tamam çok soru sordum da bir şey daha; ben o keskin ve dik bakışlı fotoğrafla konuşuyorum bazı bazı. deli miyim ki? offf.. öpmekten aşınan fotoğraf!

yangınım…

sol yanım fotoğraf! 

fotoğraf…

babam…

ölüm!

***

iyi akşamlar fotoğraf, bugün anneler günü. annemin günü! bir saniye bir saniye. fotoğraf çıkar mısın aradan, ben babamla konuşuyorum!!

baba bugün annelerin, annemin günü.. hangi bulutun üstünde, hangi meleklerle seyrediyorsan bizi, bir ricam olacak! bu gece annemi uykusunda ziyaret et, teşekkürlerini sun, gününü kutla! 24 yıldır ona bıraktığın babalık vekaletini hakkıyla kullanıyor çünkü.. he bir de gitmeden uğra, özlemimi sarıcam boynuna!

iyi ki. (Taken with instagram)

iyi ki. (Taken with instagram)


« Onlarla konuşmuyordum çünkü onlarla konuşamıyordum. Giyimleri başkaydı, konuşmaları başkaydı. Onlar gibi konuşmaya çalışıyordum. Mesela terziye gidip, onlar gibi pantolon diktirmeye filan başlamıştım. Terzinin yaptırdığı pantolonların üzerime uymadığını görüyordum. Onlara yakışıyordu bana yakışmıyordu. Bir kız vardı bizim okulda; herkesin bir aşkı vardır, çocukluk aşkı. Bir gün gittim dedim ki: ‘Biraz seninle konuşak beş dakika, kaçıyorsun hep…’ Bana dedi ki: ‘Rica ederim.’ Öyle bir ağrıma gitti ki: ‘Ben de sana rica ederim,’ dedim.. Ben o zaman anlamını bilmiyordum, yani onu bir küfür zannettim. » 


« Onlarla konuşmuyordum çünkü onlarla konuşamıyordum. Giyimleri başkaydı, konuşmaları başkaydı. Onlar gibi konuşmaya çalışıyordum. Mesela terziye gidip, onlar gibi pantolon diktirmeye filan başlamıştım. Terzinin yaptırdığı pantolonların üzerime uymadığını görüyordum. Onlara yakışıyordu bana yakışmıyordu. Bir kız vardı bizim okulda; herkesin bir aşkı vardır, çocukluk aşkı. Bir gün gittim dedim ki: ‘Biraz seninle konuşak beş dakika, kaçıyorsun hep…’ Bana dedi ki: ‘Rica ederim.’ Öyle bir ağrıma gitti ki: ‘Ben de sana rica ederim,’ dedim.. Ben o zaman anlamını bilmiyordum, yani onu bir küfür zannettim. » 

düşünüyorum..
düşündükçe siyah beyaz oluyor sanrılar..
ve ben yine de düşünüyorum göz alıcı renklerine inat, sana dair sanrılarımda boğuluyorum..
elim varmıyor gerçeklerine dokunmaya.
bilsem ki dokununca benim olacak,
keserim ellerimi tam bilekten, kalsın isterim gerçeklerinde.
ve ben düşünüyorum..
düşündükçe sana dair kurduğum ütopyada kayboluyorum..
ve sen düşünmüyorsun..
terlemiş, kirli ve yorgun bir gecenin sabahında
saniyelerime seni mıhlıyorum, bilmiyorsun!(9111) 

düşünüyorum..

düşündükçe siyah beyaz oluyor sanrılar..

ve ben yine de düşünüyorum göz alıcı renklerine inat, sana dair sanrılarımda boğuluyorum..

elim varmıyor gerçeklerine dokunmaya.

bilsem ki dokununca benim olacak,

keserim ellerimi tam bilekten, kalsın isterim gerçeklerinde.

ve ben düşünüyorum..

düşündükçe sana dair kurduğum ütopyada kayboluyorum..

ve sen düşünmüyorsun..

terlemiş, kirli ve yorgun bir gecenin sabahında

saniyelerime seni mıhlıyorum, bilmiyorsun!

(9111) 

sac ekmeği. #elazig (Taken with instagram)

sac ekmeği. #elazig (Taken with instagram)

mutlulukla.. (Taken with instagram)

mutlulukla.. (Taken with instagram)

[Flash 9 is required to listen to audio.]
113 plays


bir hikaye başlamıştı artık. çok asiydim ama başlamıştı. hırçındım. hatta belki de vahşiydim. kavgayı seviyordum…


ama bir hikaye başlamıştı artık…

***

duygusal öfke problemlerim olduğunu söylemişti. sonraları bunu birkaç kez daha vurguladı. haklı mıydı? bilmiyorum. “duygusal öfke problemleri” ne demek ki? umrumda değil. o öyle demişti. ilk söylediği anda da gülmüştü hem…

 

zaman zaman içine dahil olmadığımı düşündüğüm bir hikaye vardı artık! oysa hikaye bendim, hikaye oydu, hikaye bizdik!
 

ne çok konuştuk. o hep konuştu, ben hep kavga ettim! (ben huysuz bir insanım) o birkaç kez ağlama dedi. ben ağladım. ağlarken onu aradım. niye onu aradım ki? çünkü hikayede böyle yazıyor…

 

” yılların mutluluğa, yolların hep bana çıksın! ” dedi. o bunu derken bir şey anlamadım pek. ama bir gece anladım ki; ben yollarımın ona çıkmasını istemiyordum. ben onunla yollara çıkmak istiyordum. nereye vardığımız mühim değil. o türkü söylerdi yolda, ben dinlerdim. (boynundan öperim. garanti!)


 
o hep biz dedi. ben hep tekildim. bir gece telefonu kapadım ve; “bizi kaybetmekten korkuyorum!” tekil acılarım, tekil gülüşlerim her ne varsa tekten yana, onunkilere iliştirdim. dikiş tuttu, hissettim!



” yanındayım! “ sözünün anlamını biliyordum da hani bazı kelamlar olur da anlamını bilmek yetmez hissetmek gerekir ya. öyleydi işte. bana ayna tutan sesinde hissettim. 



“bu hikaye benim değil!” dedikten sonra başrolü kapmıştım. artık hikaye de bendim, hikaye de benimdi… pardon pardon bizimdi!


adam acı bir ninniyle böldü uyanmışlığımı. acı bir ninni peşi sıra getirdi öfkesini. sigarasını çekerken hissediyordum dumanını. elleri titriyordu. ama sesi hep aynıydı. sesi hikayemizin fon müziğiydi. 



hey! bu hikaye bizim!

hiç susma! sesine sarıldım sevgilim, bana hep ninni söyle…

 



başıma gelebilecek belaların farkındayım. üstelik benim için komik, inandırması zor. aşktan uzak durulmuş bunca yıl dile kolay. o kadar çok kavgam var ki çiçek almaları unuttum. ördüğüm duvarlara tırmanmaya çalışanları acımadan bir bir kuruttum. irdeledim, hiçbir mantık hatası yok. en başından beri sevememişimdir iltifatları, yalanları… kaybetmeyi ikimiz de acı şekillerde öğrendiğimizden kazanmayı da ciddiye almıyoruz üstelik… doğru zaman önemli. yeri geldiğinde benim gücüm var. isterse çeker gideriz. ana fikir şu; “iki sağlam duvarımız var, ya birleştiririz kalemiz olur ya da yıkarız kölemiz..” dedi.

 

ben hep “kısmet” dedim.

 

bana daha inandırıcı bir şey lazım kısmetten. başka şansım yok benim. ben çizilen yola itaat etmeyenlerdenim. asiyim. oturup göz göre göre kaybetmeyeceğim. bu sefer etmeyeceğim.” dedi.

 

“cümlelerin çok derin” diyebildim sadece.

 

“tek çıkar yolum yazmaktı. ama bazen kelimeler bile hakikaten anlamsız kalıyor. seni merkezinde tutacağım bir dünyam yok benim ama nasıl oluyor da tanımadığı bir insana yağmak istiyor insan? merak etmekteyim. bana kısmet deme. küfür et yeri geldiğinde, bağır çağır severim. ama kısmet deme. eli kolu bağlı suçu kadere atmayı sevmeyenlerdenim.” dedi o da.

 

ne sen benim zamanlarıma dokunmuştun daha önce ne de ben senin. oysa tanrı tam da zamanında bize dokundu.” dedim üzerine.

 

dedi ki; “tanrı yalnız kalanlara üzülür mü ki?bir faydamı görmedi bana neden dokunsun?günahlarımı yazamam bile. tanrı neden dokundu ki bize? yeni günahlara yelken açtırmak içinse uzak dursun bizden. benim aram pek iyi değil, sen söyle olur mu?”

 

dedim ki çat diye; “bazen dua etmezsin, belki de inanmazsın. içten içe inanırsın ama, dilersin. içinde bir yerlerde bir dua vardır ve farkında olmadan o duanın kabulünün kanıtını beklersin.”

 

hiç susar mı susmadı elbette; “buluruz umarım. gerçi ben buldum. dedim ya; asabi biraz, bildiğini okuyan, sanki birisi aynayı yüzüme çevirip “al ulan bak kendine” dedi. umarım sen de bulursun. ancak böyle diyebilirim. çünkü kimseye beni duana al demem ben. diyemem. kafandaki her kimse olur umarım. geçen gün ilk defa yumruk atan elle, saç okşayan elin aynı olduğunu fark ettim. birden oldu belki ama bir anda çok şey öğrendim.”


 

hikaye böyle başladı…

aynısı.

aynısı.

Çekmece.

ona en çok yakışan renk tebessümdü.

sahi tebessüm ne renkti?

mavi bir deniz, yeşil bir orman, bazen puslu gri bir gökyüzü…

yıldızlar hep beyazdı. parlak beyaz! 

yapraklar hep yeşildi tebessümünde. yemyeşil!

gitti…

tebessümler artık sarı. sapsarı!

şimdi bize yakışan tüm renkleri bir çekmecede topladım.

seviyorum…

özlüyorum… 

hatta belki de en çok gidişine kızıyorum…

ama kilitli bir çekmeceyim, açılamıyorum!

dün gece gördüm rüyamda, ayışığı altındaki döşeğinde.

usulca sokuldum yanına izin vermedim soluğumu duymasına.

o dalgalı saçları rüzgar vuruyor dağılıyor,

bazen bir bakış fırlatıyor ne çok seviyorum allah’ım…

çok yavaş ve yumuşakça yaklaştım sıcak dudağına.

gözlerini açtığında dedim ona;

rüyamda gördüm eşimsin benim.

elimden tuttu, izin vermedi gitmeme. 

öptüm dudağını baştan aşağı tatlı bir ürperti sardı içimi.

şafağa dek bir bütündük eller omuzlarda.

gün ağardı, ayırdı beni o güzel endamlıdan.

uyandım. sersem, acıyla deli divane bir halde.

düşümdeki cennet bıraktı, terketti beni.


(kepenkleri kapatıp gidelim) 

u’mutlu gelsin. hadi gelsin. neler gördük, bakalım bu neler getirecek? hadi madem gelsin. çok acıtmasın!


u’mutlu gelsin. hadi gelsin. neler gördük, bakalım bu neler getirecek? hadi madem gelsin. çok acıtmasın!

siz hiç babanızla 8 yaşında tanıştınız mı?
ben tanıştım!
sarılmadık konuşmadık belki ama tanıştım! bir taş yığınında adını okudum henüz yeni söktüğüm alfabemle…
siz hiç şuursuzca aktörlere, tanıdık tanımadık birçok insana, içten içe “baba” dediniz mi?
ben dedim!
her seferinde “hiçbiri baba değil” desemde, dedim.
siz hiç eve her gelene, hoşgeldin kolonyası tutar gibi elinden tutup babanızın resmini gösterdiniz mi?
ben gösterdim!
acıyan suratlarla karşılaştım belki ama gösterdim.
siz hiç depremden ölüler etkilenir mi diye düşündünüz mü çocuk aklınızla?
ben düşündüm!
kimi güldü,kimi kafasını çevirdi ağladı bana bakarak ama düşündüm.
siz hiç annenizin karnındayken babanızın helvasını yediniz mi?
ben yedim!
mideme dokundu belki ama yedim..
siz hiç ” gözleri aynı babası” dendiği için kendi gözünüzü öpmeye çalıştınız mı?
ben çalıştım!
öpemedim belki ama dokundum.
siz hiç 21 yıl sonra onun imzasını bulunca lotodan ikramiye kazanmışcasına mutlu oldunuz mu?
ben oldum!
zengin olamadım ama etime kazıttım, nasıl mutluyum.
sizin hiç babasının elini tutmuş bi kız çocuğu gördüğünüzde cam kırıkları doldu mu yüreğinize?
benim doldu!
kanı hep içime aktı belki ama doldu.
siz hiç “ölü toprağı eve girmez” dendiği halde, gizli gizli çantanıza doldurup, başucunuza koyup her gece onunla uyudunuz mu aynı odada?
ben uyuyorum!
belki puslu bi havası var odamın ama uyuyorum.
siz hiç iki kaş iki göz gördünüz mü?
hiç bir çift ele dokundunuz mu?bir sakalı sevdiniz mi?
bir ayak sesi duydunuz mu?
bir insana ait, bir babaya ait?
ne gördüm,ne dokundum,ne sevdim,ne duydum..!

siz hiç babanızla 8 yaşında tanıştınız mı?

ben tanıştım!

sarılmadık konuşmadık belki ama tanıştım! bir taş yığınında adını okudum henüz yeni söktüğüm alfabemle…

siz hiç şuursuzca aktörlere, tanıdık tanımadık birçok insana, içten içe “baba” dediniz mi?

ben dedim!

her seferinde “hiçbiri baba değil” desemde, dedim.

siz hiç eve her gelene, hoşgeldin kolonyası tutar gibi elinden tutup babanızın resmini gösterdiniz mi?

ben gösterdim!

acıyan suratlarla karşılaştım belki ama gösterdim.

siz hiç depremden ölüler etkilenir mi diye düşündünüz mü çocuk aklınızla?

ben düşündüm!

kimi güldü,kimi kafasını çevirdi ağladı bana bakarak ama düşündüm.

siz hiç annenizin karnındayken babanızın helvasını yediniz mi?

ben yedim!

mideme dokundu belki ama yedim..

siz hiç ” gözleri aynı babası” dendiği için kendi gözünüzü öpmeye çalıştınız mı?

ben çalıştım!

öpemedim belki ama dokundum.

siz hiç 21 yıl sonra onun imzasını bulunca lotodan ikramiye kazanmışcasına mutlu oldunuz mu?

ben oldum!

zengin olamadım ama etime kazıttım, nasıl mutluyum.

sizin hiç babasının elini tutmuş bi kız çocuğu gördüğünüzde cam kırıkları doldu mu yüreğinize?

benim doldu!

kanı hep içime aktı belki ama doldu.

siz hiç “ölü toprağı eve girmez” dendiği halde, gizli gizli çantanıza doldurup, başucunuza koyup her gece onunla uyudunuz mu aynı odada?

ben uyuyorum!

belki puslu bi havası var odamın ama uyuyorum.

siz hiç iki kaş iki göz gördünüz mü?

hiç bir çift ele dokundunuz mu?bir sakalı sevdiniz mi?

bir ayak sesi duydunuz mu?

bir insana ait, bir babaya ait?

ne gördüm,ne dokundum,ne sevdim,ne duydum..!

sonra hayat sana bir oyun oynar, kaybedersin(!) belki biraz da “eksilirsin.”…eksildiğin yerlerden güçlenir, kocaman bir kahkaha atarsın.ve artık sen uçsuz bucaksız bir deryasındır. hayatsa omzunda yüzen bir balık. 


sonra hayat sana bir oyun oynar, kaybedersin(!) belki biraz da “eksilirsin.”



eksildiğin yerlerden güçlenir, kocaman bir kahkaha atarsın.

ve artık sen uçsuz bucaksız bir deryasındır. hayatsa omzunda yüzen bir balık.